Eğitim Metodumuz

Çocuğunu bir okula kayıt ettirmek isteyen her veli okulun hangi eğitim metotlarını kullandığını öğrenmek ister. Biz de okulumuza bir metot uygulamak için 22 farklı ülkede anaokulu ve ilkokulları gezdik. Dünyanın bir çok farklı yerinde organize edilen uluslararası eğitim konferanslarına katıldık. Bazıları yoğun akademik eğitimleri olmalı dedi, bazıları branş dersleri çok olmalı dedi, bazıları ise çocuk tüm yetkinlikleri kendi bireysel başarısıyla kazanmalı dedi. Her birinde bir isim vardı, her birinde farklı bir uygulama. Oysa hepimizin gözden kaçırdığı gerçek şuydu ki;

Bir okulun uyguladığı eğitim modeli, yaşadığı ülke, aldığı aile eğitimi, genetik özellikleri, kültürel yaşantı biçimi ile doğrudan odaklıdır. Akademisyen ailelerin çocuklarının ağırlıklı olduğu bir anaokulunda uygulamanız gereken eğitim programı ile girişimci ailelerin çocuklarının ağırlıklı olduğu okulların eğitim programı aynı olamaz. Bu sebeple biz her şubemizde o bölgenin ailelerinin meslek grupları, geldikleri ülke, şehir ve kültürlerine göre eğitim modelleri kullanıyoruz.

FOCUS ON KIDS’DE BİR GÜN NASIL GEÇER?

Okulumuzun her tarafı ormanlarla kaplı, 3000 metrekarelik bir bahçe alanında olması bizlere doğayı okulumuza taşıma gereksinimini getirdi. Bahçemizde hemen yerini alan tavuk, keçi ve tavşan kümeslerimizin sorumluluğunu, hem hijyenik olmaları hem de doğru beslenmeleri için tüm sevgisi ile iyi bakan Mustafa’ya verdik. Bahçemizde yer alan un değirmeninde elediğimiz buğdaylar, taş fırınımızda pişirdiğimiz ekmekler, su kuyumuzdan çektiğimiz içme suyumuz, mevsim sebzelerini ektiğimiz ekme biçme alanları ile güne önce çocuklarımızla kümeslere giderek hayvanlarımıza yem vererek başlarız. Sabahleyin tavuklarımız ve hindilerimizin yumurtalarını toplar ve ardından sebzelerimizin suyunu veririz. Tavşanlarımız yeşil sebzeler sevdiği için onlara sebze yapraklarını verip un değirmenine geçeriz. Un değirmeninde unumuzu eleyip ardından kuyumuza geçeriz. Suyumuzu büyük zahmetlerle yukarı çektikten sonra heyecanla okula gireriz. Ayten teyzemize tavuk ve hindilerimizin yumurtalarını verdikten sonra aç karna önce su içer sonra spor saatine başlarız. Spor kıyafetlerimizi kendi emeğimizle giyeriz, yardım almamaya özen göstererek, arkada Beethoven’ dan güzel bir müzik esintisiyle… Yoga ve jimnastik saati merak ve heyecan doludur, bir sonraki bedensel hareketin ne olacağı merakıyla…. Dans öğretmenimiz Büşra öğretmen sanatçı kişiliği ile bizi kendisine hayran bırakır. Biraz yoga yapar, biraz dans ederiz. Bize kelebek, kurbağa, aslan, kedi gibi taklitler yaptırır İngilizce yönlendirmelerle. Aslında hedefi bizleri doğanın içerisindeki kocaman bahçemizde estetik hareketlerle dansa ve spora alıştırmaktır. Buna bir de arkadan gelen bir klasik müzik eklenince birden saray çocukları gibi hissederiz kendimizi. Sanat , doğa ve dans kokusu bizleri rüya alemine götürür. Dersin sonu yaklaşır ve midelerimiz zil çalmaya başlar. Saat 09:30 olmuştur ve Ayten teyze bizleri kahvaltıya davet eder.

Samsun’dan gelen o mis kokulu tereyağı ile yapılmış menemen, yanında ekşi mayayla taş fırınımızda pişmiş ekmek, yaz aylarında kendi ellerimizle yaptığımız vişne, çilek, kayısı, şeftali reçelleri, yine kendi yaptığımız zeytinimiz ile beyaz örtüler üzerinde beraber hazırladığımız şık kahvaltı soframıza otururuz. Kahvaltıda siyah çay içmeyiz. Çünkü biliriz ki siyah çayın insan sağlığına faydası yok zararı vardır. Onun yerine ballı ıhlamur, süt ya da Murat dağından gelen kızılcıklarımızdan yapılmış tarçınlı karanfilli çay içeriz. Soframızı kendimiz kurar, kendimiz kaldırırız… Tabağımızda yiyeceğimiz kadar yemek alırız, öğretmenimize teşekkür eder, Ayten teyzemize ‘ellerine sağlık’ deriz. Bahçeden kopardığımız çiçeklerle yaptığımız masa tasarımımız, bembeyaz örtüler, beyaz porselenler ve çatal bıçaklarla daha bir zarif hal alır. Biraz aristokrasi, biraz köy hayatı, biraz keyif, biraz emek vardır sofra kuruluşumuzda…

Kahvaltı biter ve etkinlikler yine heyecanla devam eder…

Önce müzik öğretmenimiz gelir. Uluslararası bir okul olduğumuz için müzik dersini İngilizce anlatır. Ritimler arasında dans ederken biraz matematik, biraz şiir…. Devam ederiz çalışmaya…

Müzik dersi deyince… Uluslararası bir okul olduğumuz için müzik dersini öğretmenimiz İngilizce anlatır. Ritimler arasında dans ederken biraz matematik, biraz şiir vardır. Duvarlarda Beethoven, Mozart portreleri bir profesyonel duvar resimleri sanatçısı tarafından yapılmıştır. Onları izlemeye bayılırız. Müzik öğretmenimiz coşkuyla ritimleri bazen gitar, bazen piyano, bazen trampetle anlatırken İngilizce bir çok müzik terimi öğreniriz. Derslerin en güzel yanı Bahçeye açılan camların ardından keçilerimiz ve tavuklarımızın bizleri dinleyip seyretmesidir.… onlar bizleri merakla izlerken anlarız ki her canlı, sanat ile kendini mutlu hisseder… Bizler gibi, keçilerimiz tavuklarımız gibi, bitkiler gibi… Dersimizin sonuna doğru minik parmaklarımızla çaldığımız müzik aletlerini yerine bırakır ve öğretmenimizin kendi bestelerini gitar ve piyano eşliğinde dinleriz. Kendisi hem iyi bir besteci hem çocuk iletişimini çok iyi bilen hassas bir öğretmendir. Onunla vedalaşır ve bir kısa meyve molası veririz. Sınıf öğretmenimiz kendi el becerilerimizin gelişmesi için bir çalışma organize eder. Bazen etamin işleriz, bazen mercimek ve nohutlarla kağıt üzerinde sanat eserleri ortaya çıkarırız. Bazen dağılmış olan sınıfımızı düzenler, bazen Ayten teyzemize hamur yoğurmakta yardım ederiz. O bunları taş fırınımıza pişirmeye bıraktığında biz de İngilizce konuşan öğretmenimizle yaptığımız etkinliklerin İngilizcesini öğreniriz. Öğle yemeği saati gelir. Yine Ayten teyzemiz bembeyaz tertemiz masa örtülerini sermiştir. Üzerinde rengarenk çiçekler vardır bahçeden kendi ellerimizle topladığımız. Yemeğimizde çatal bıçak kullanmaya özen gösteririz. İçeceklerimiz, minik ellerimize göre yapılmış cam bardaklarımızda kendimizin yaptığı ayran ya da yazdan sakladığımız vişnelerin hoşafı veya mevsim meyvelerinden yapılmış mis kokulu hoşaflardır. Meyvelerin suyunu sıkmayız vitaminleri içinde kalsın diye … çünkü biliriz ki bir meyvenin tüm vitamini kabuğunda ve posasındadır. Ihlamur, ada çayı ve kızılcık çayı dışında çay içmeyiz. Öğle yemeklerimizde sunulan etler kuzu etidir. Murat dağından karkas olarak kesilip gönderilen etlerimiz çok yağlı olmamasına dikkat edilerek seçilip getirilir. Etimizden kıymayı okulumuzdaki kıyma makinesinde yaparız. Ayçiçek yağıyla hiçbir şey yapmayız. Kızartma yemeyiz. Gemlik’ten özel gelen zeytinyağımız ve Samsun Bafra’dan gelen tereyağımız ile pişen yemeklerimize yaz aylarında Tülay teyzemizin yaptığı biber ve domates salçaları da eklenince müthiş lezzetler oluşur. Salatalık turşusuna bayılırız.

Biz Focus on Kids çocukları tavuk yemeyi çok severiz ama ne yazık ki bunu ayda sadece bir kere yiyebiliriz. Süpermarket tavuklarının besin değerine güvenmediğini söyleyen Ayten teyze ve Begüm öğretmen Akçakoca’dan ayda en fazla bir kere gezen köy tavuğunu getirtir. Heyecanla bekleriz ve şaşırırız saatlerce pişmeyen tavuğun diğer tavuklardan farkını görünce…

Tarhana çorbası Gediz’de yapılmıştır. Ayşe teyze köyün en oksijen yüklü alanlarında yapar tarhanayı… Bayılırız mis kokusuna ve tadına, hele bir de içinde şeker kuru fasulye ya da nohut varsa yeme de yat yanında…

Öğle yemeğimizi, tabaklara kendi ellerimizle koyduğumuz yemekler ve çatal bıçakla yedikten sonra tabaklarımızı Ayten teyzeye götürür, soframızı kaldırırız. Ellerimizi yıkarız, dişlerimizi fırçalarız. Saat 12: 45 olmuştur. Öğretmenimiz bizi başka bir sınıfa götürür ve İngilizce drama dersi başlar. Öğretmenimiz Celine yine bize özel bir program yapmıştır. Her hafta tarihe adını yazdırmış bir filozof, bir ressam, bir dansçı veya bir oyuncu işlenir. İngilizce oyunlar oynarız. İlerleyen zamanda çılgın İngilizce öğretmenimiz;

‘Hadi !!! giyin paltolarınızı, bahçeye çıkıyoruz.’ O, soğuk yerlerden geldiği için alışıktır soğuğa… bize de hep şöyle der; ‘ Siz ne kadar sıkı sarılırsanız o kadar hızlı hasta olursunuz.’ Biz de giyeriz paltoları ve bahçeye fırlarız. Çok koşarız, uzun uzun ve İngilizce oyunlar oynarız. Kahkahalar her yerden duyulur bahçede yine bir Beethoven bestesi çalarken…

Ve sırada resim dersi vardır.

Resim öğretmenimiz Büşra öğretmen der ki ;

‘Çocuklar! Resim, güzel çizim yapmak değildir. Resim, iç dünyanızı parmaklarınıza yansıtmaktır. Bana dersler sırasında en güzel şekilleri çizmeye çalışmayın. Bana iç dünyanızda yaşadıklarınızı hissettiren dokunuşlar yapın…’

Biz hayatın her parçasının sanat olduğunu Büşra öğretmenimizle anladık. Zarif parmakları ve güler yüzüyle bizi kendisine ne kadar hayran bıraktığı kaçınılmaz bir gerçek.

Şimdi sıra ikindi kahvaltısındadır… kurabiyeler fırından alınır. Tarçınlı karanfilli kızılcık hoşafımız hazırlanır… ve yine yardım ederiz Ayten teyzemize… heyecanla şık masalar kurar ve güzel bir ikindi molası veririz . biraz kurabiye, biraz meyve…

Saat 16:00’ ya yaklaşırken sayımız azalmaya başlar… tek tek gelir anneler babalar ya da ablalar arkadaşlarımızı almaya… annelerimizi gördüğümüz o an gözlerimiz ışıl ışıl parlar. Tüm gün çok güzel geçse de hep bir özlem vardır annemize babamıza… onlar için sürpriz hediyeler hazırlarız. Onları mutlu etmek bizi daha çok mutlu eder.

Biricik anneciğim biricik babacığım;

Biz güven dolu bir okulda büyük bir sevgi ve özenle eğitim alıyoruz. Arkadaşlarımızla harika zaman geçiriyoruz.Görevlerimizi eksiksiz yapıyor takım ruhunu yaşıyoruz birlikte…. Ders öğretmenlerimiz her konuda sizleri aratmayacak kadar özenliler. Biz burada kocaman bir aileyiz sizlerin de içinde yer aldığı…

Biz sizleri ve okulumuzu çok seviyoruz…

İyi ki varsınız…